|
Aphrodisias kentinin en önemli yapısı kuşkusuz Aphrodithe
tapınağıdır. Tapınağın ilk yapımı Arkaik devirde gerçekleştirilmiştir.
Kentlerinin Medler ve Babiller tarafından yıkılışından sonra Ninova'dan gelen
Asurlular, bu gözden uzak yöreye Asur'un aşk ve güzellik tanrıçası İştar'ın
kültünü de beraberinden getirdiler. Aphrodisias'da yapılan kazılarda ortaya
çıkan bir kabartma üzerinde yer alan Asur kralı Ninos ve karısı Semiramis'in
betimleri de bu tezi doğrulamaktadır. İşte Aphrodithe kültünün temeli de bu
mezopotamya kültürüdür. Heykel okulunun yanında, heybetli mavi gökyüzüne
tırmanan on dört sütunu hala ayakta olan yapı, kentin kalbinin attığı yer olan
Aphrodithe tapınağıdır. Anadolu'ya özgü İon tarzında yapılmış olan tapınakta,
yapıyı çepeçevre saran kısa taraflarda sekiz, uzun taraflarda da on üçer sütun
dizisi, olağan uzaklığın iki katı bir açıklıkla iç duvarlara ulaşmakta, böylece
iki sütun dizisi ile çevrili izlenimi yaratmaktadır (Puseudo Dipteros tarzı). İ.Ö.
1. yüzyılda Zoilos tarafından yapımı başlatılan tapınak, İ.S. 130 yıllarında tam
olarak bitirilmiştir. İmparator Hadrian devrinde yapının etrafını çeviren kutsal
duvarları eklenerek yapıya son şekli verilmiştir. Bu kutsal alana, doğu yönde
yer alan anıtsal bir giriş binasından geçilerek giriliyordu. Tapınağın
içerisinde yer alan ve salt rahiplerin girebildikleri Sella denilen odada
Tanrıça Aphrodithe'nin kült heykeli durmaktaydı. Aphrodithe tapınağı paganların
(çok tanrılı dine inananlar) hac yerlerinden biriydi ve kendisine sığınanı
korumak gibi bir özellik taşımaktaydı. Bir söylentiye göre de tapınakta salt
erkek rahipler çalışıyordu. Kuzey bölgede yerleşmiş eski zamanların Aphrodithe
Tapınağı şehir merkezini ve çekirdeğini oluşturur. Eski tapınağın bütün bu
kalıntıları 40 kolonun 14'ünü içermekte ve bu kolonlar bir kere O'nun etrafını
kuşatmaktadır. İbadet yeri tapınağın ilk zamanlarından kalmış olmasına rağmen
bugün M.Ö. 1.yy da başladığını görüyoruz ve Augustus bölgesi doğrultusunda
tamamlandığı düşünülüyor. Bazı kolonları üzerine yaptıran kişilerin isimleri
verilmiştir. Bazı mozaik yapıların Helenistik zamana ait tapınaklarda da
bulunması buranın eski bir tapınak olduğunu gösterir. Aynı zamanda Cella'nın
duvarlarının içerdiği heykeller uzaklaştırıldı ve kolonları dışa hareketleri ile
yapı genişledi. Duvarlar arttırıldı. Doğu ve batı taraflarına apse yapıldı.
Cella'da tapınma heykeli bulunmadı ama bütün özellikleriyle dışarıya taşınmış
bir şekilde bulundu. Müzede yeni sergilenenler katılaşmış bir şekilde
gösterilmekte ve Efes'in Artemis'ine benzemektedir.
Tanrıça kolunun biri ileri doğru olacak şekilde uzun elbise
giyer. Elbisenin şeridi üzerinde çok ilginç oyma kabartmalar bulunur. Güneş ve
ay tanrıçaları 3 şükran duası Afrodit ile ortada, Afrodit ve 3 "Cupid" balık
kuyruğuna sahip keçi üstünde oturuyor, bunlar tapınma için yapılmış putların
çeşitli kopyaları üstündeki her şey birer sembol olarak karşımıza çıkıyor.
Tapınak İ.S. 5. yüzyılın sonunda, kentin Hıristiyanlaşmasıyla
büyük bir kiliseye dönüştürülmüştür. Tapınağın kısa yanlardaki sütunları, uzun
yanlara eklenerek ve sella kısmı ortadan kaldırılarak üç nefli bir plan
yaratılmıştır. Etrafı duvarlarla çevrilen kiliseye, batıda narteks denilen
giriş, doğuda dayarım yuvarlak apsis (mihrap) kısmı yapılmıştır. Apsisin
içerisinde koronun konuşlandığı merdivenler bulunmaktadır. Yarım yuvarlak
apsisteki eğri tonozun içerisinde, bazı duvar resimleri vardır. Cebrail ve
Mikhail meleklerinin arasındaki, İsa ve Meryem betimleri merkezde yer
almaktadır. Bunların dışında en az on altı tane daha resim vardır. Kilise
zamanında kilisenin içi ve bahçe kısmına mezarlar yapılmıştır. Bu esnada yapılan
kazılarda, arkeologlar için çok öenmli olan bazı tabakalar zarar görmüştür.
Kilise 11.yüzyıla dek kullanılmıştır. 1156 yılında
Aphrodisias'ı gezen Efes'deki Saint John kilisesinin Piskoposu George Tornikes
kiliseyi şöyle anlatmaktadır : "Bölgeyi etkileyen depremden sonra terk edilen
kilisede artık sadece baykuşlar ötmektedir."
|